Skip to content

Yaşar Kemal: Benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun

February 28, 2015

“Bir, benim kitaplarımı okuyan katil olmasın, savaş düşmanı olsun. İki, insanın insanı sömürmesine karşı çıksın. Kimse kimseyi aşağılayamasın. Kimse kimseyi asimile edemesin. İnsanları asimile etmeye can atan devletlere, hükümetlere olanak verilmesin.

“Benim kitaplarımı okuyanlar bilsinler ki, bir kültürü yok edenlerin kendi kültürleri, insanlıkları ellerinden uçmuş gitmiştir.

“Benim kitaplarımı okuyanlar yoksullarla birlik olsunlar, yoksulluk bütün insanlığın utancıdır. Benim kitaplarımı okuyanlar cümle kötülüklerden arınsınlar.” 

Yaşar Kemal

Şah Fırat ve Eğit-Donat

February 24, 2015

150222133709_turkey_army_turkish_flag_624x351_getty

Çağıl Kasapoğlu

BBC Türkçe

Haberin BBC Türkçe’de sayfası için tıklayın.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK), Suriye’ye girerek Süleyman Şah Türbesi’ni Kobani’nin batısındaki Eşme köyüne taşıması, Türklerin bölgedeki Kürt güçlerin desteğini ne ölçüde aldığı tartışmasını da doğurdu.

Türkiye, Rojava bölgesinde savaşan Kürt grupları uzun süredir tehdit olarak görüyor ve muhatap almayacağını vurguluyordu.

Şah Fırat operasyonu olarak adlandırılan bu harekâtta ise Kürt yetkililer Ankara’nın izin ve güvenlik taleplerine olumlu yanıt verdiklerini söylerken, Türkiye yardım ve izin alınmadığını savunuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan operasyonla ilgili bugünkü açıklamasında, “Türkiye bu operasyonu hiç bir örgütle işbirliği içinde veya onların izni ile yapmamıştır. Bizim örgütle işbirliği yapmamıza ihtiyaç yoktur. Bu operasyon başından sonuna kadar Türkiye’nin kendi kararı, kendi kabiliyeti ve imkanları ile yürütülmüştür” dedi.

Diğer yandan, bu harekat Suriyeli muhalifler için ‘Eğit-Donat’ mutabakatına ABD ile ortak imza atılmasından birkaç gün sonrasına denk geliyor.

Bu iki gelişme yan yana getirildiğinde, Türkiye’nin Suriye politikası açısından ne anlama geliyor?

Türkiye gelecekte Kürt birlikler ile ortak hareket eder mi? Harekatın, Eğit-Donat anlaşması ile bir ilgisi var mı? Türkiye’nin Suriye’deki yeniden konumlandırılan topraklarının jeostratejik önemi nedir?

Read more…

Geceleri hiç çekilmiyorsun Türkiye…

February 20, 2015

IMG_1516

Sabaha kadar dünyayı, Türkiye’yi beklediğimiz oluyor bazen.

Londra karardığında çıkıyorsun ortaya. Ofiste tek başına.

Özgecan ölüyor, Nuh ölüyor, baş başa kalıyorsun onlarla öyle. Uzanamadığın acıları yazıyorsun. Mesafeni koyuyorsun. İşini yapıyorsun. Onların öldüğünü kendi dilinde, kendi dilini konuşmayanların arasında yazıyorsun.

Yalnız kalıyorsun. Yalnız başına acıyorsun. Bir de… uzaktasın, daha çok acıyorsun.

Birileri ölürken, o birilerini temsil etmesi gerekenler de birbirlerini meclis tokmağıyla kovalıyor.

IMG_1514Nefret ettiriliyor insanlar birbirilerinden. Şiddet sıradanlaşıyor.

Elini uzattığında dokunamadığın acıları yazıyorsun. Ama gece olmuş, sabahı bekliyorsun, Londra’da tek başınasın.

O an ne yanındaki İranlı ne de yanından geçen İngiliz, kimse anlamıyor ama içinden ağlıyorsun.

Diline yabancılaşmamak için uğraştığın memlekette duyguların kendi dilini arıyor. Bulamıyor kızarıyorsun. Gözün yaşarıyor, İranlılar görmesin diye ekrana daha çok yaklaşıyorsun, sıktığın dişlerin birbirine sürtünüyor tam o sırada.

Sabah olsun.. Sabah olsun da bitsin diye bekliyorsun.

Hafif gün ağardığında da “Ne olur bu bir rüya olsun” diyorsun…

Türkiye… Geceleri hiç çekilmiyorsun…

Ece Temelkuran ile Devir ve politik hafıza üzerine…

February 15, 2015

Ece Temelkuran ile yeni romanı Devir’i ve Türkiye’nin politik hafızasını konuştuk

BBC Türkçe’de yer alan 10 Şubat 2015 tarihli söyleşi:


2

Ece Temelkuran yeni romanı ‘Devir’ ile, Türkiye’yi 12 Eylül 1980 darbesine götüren olayları iki çocuğun gözünden anlatıyor.

Ebeveynleri, kimlikleri, siyasi inançlarıyla varoluş mücadelesi verirken, bu iki çocuk, Ankara’nın Kuğulu Park’ındaki kuğuları kurtarma gayretiyle, onlara sunulan gerçekler ve kurgular arasında kendi doğrularının peşinden gidiyor.

Roman, 80 darbesi dönemi için bir politik hafıza tazeleme çalışması yaparken, aslında bir yandan da Türkiye’nin şimdiki politik hafızasının nasıl oluştuğuna dair soru işaretleri doğuruyor.

Neleri biliyoruz, neleri bilmemiz istenmiyor, bizden ne saklanıyor? Ya da bizden sonrakilere biz ne devredeceğiz?

Ece Temelkuran ile romanı üzerinden sohbete başlayıp, Türkiye’deki güncel siyasi durumun hafızalara nasıl kazınabileceğini ve siyasi hafızaların nasıl oluştuğunu konuştuk.

Bu kitap 12 Eylül’ü yaşamamış birine ne söylemiş olacak?

Ben hafızanın yaşanan şeylerle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Bir şeyi hatırlamak illa o olayları yaşamayı gerektirmiyor. Yaşamış olmak da doğru hatırlamayı da gerektirmiyor. Dolayısıyla bugünün insanlarına o dönemin ne kadar bu dönem olduğunu, o günleri yaşayanların da eksik aktardıklarını hatırlatmak istedim. O günler aslında bugünler biraz da, o yüzden “Devir”in zamanı gelmişti.

Peki o döneme dair eksik anlatılanlar neydi?

Kitabın sloganı “Unutulmayacak olanlar kalır ama ya hatırlamayacaklarımız?” bir kelime oyunu değil, bu ülkenin temel meselesi. Bugün de o gün de, o günlerden çok öncesinde de hep aynı şey oldu. Ölümlerle işaretlenmiş, insanların eksilmesiyle çentik atılmış bir tarih bu. Hepsi için “Unutulmayacaklar” diye bağırdık, bizden öncesi nesiller de bağırdı. Evet unutulmadılar, onların hepsinin ismini biliyoruz, ölümlerini unutmuyoruz ama hatırlamak sadece hesap sormak hıncıyla gerçekleşebilecek bir hedef değil. O gün sokakta süren başka bir hayat vardı ve o hayat aslında Türkiye’deki o dönemin siyasi atmosferini, ruhunu yaratıyordu. Tıpkı bugün başat olaylar dışındaki birçok şeyin, dönemin ruhunu atmosferini yaratması gibi. Hikayemizin tamamlanması için hatırlamaya değer bulmadığımız hayatın kendisine geri dönmemiz gerekiyor. İsimsiz ölülerin isimsiz hayatlarına.

Kitapta döneme devrimcilerin açısından bakıyorsun, onların hafızalarına gitmişsin. Peki o dönemi yaşayan milliyetçilerin hafızaları, o taraf eksik değil mi?

Read more…

Kobani sınırından haberlerimiz ÇGD ödülü aldı, Teşekkürler!

February 11, 2015

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2015/02/150201_kasapoglu_odul

150201110716_cagil_odul_2_624x351_other_nocredit

Çağdaş Gazeteciler Derneği’ne teşekkür ederim…

ÇGD ödülleri

Çağdaş Gazeteciler Derneği, haber kategorisindeki ödülünü Doğan Haber Ajansı’ndan Ferit Demir’e “TOKİ Zengine Çalışıyor” haberi ile verdi. Fotoğraf ödülü de DHA’dan ümit Kozan’a giderken, televizyon haberi ödülüne ise Haber Türk’ten IŞİD’den kaçan Ezidiler haberi ile Anıl Ergin ve Volkan Nakiboğlu layık görüldü.

Uğur Mumcu araştırmacı gazetecilik ödülüne Birgün gazetesinden Uğur Koç “Zanlının Telefonundan AKP’li Vekil Aranmış” haberi ile, röportaj kategorisinde ise Milliyet’ten Ömür Ünver ” “IŞİD Militanı Türk Çocuk” isimli haberi ile layık görüldü.

Onur ödülü ‘Soma madencilerine ve emekçilere’

Derneğin Özel Onur Ödülü ise “Manisa’nın Soma ilçesinde maden faciasından sağ kurtulduktan sonra ambulansta sedyeye yatırılırken “Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin” diyen Murat Yalçın ve kendisi son anda faciadan kurtulan, faciada ölen ağabeyi Nuran Yankın’ın cesedini taşıdığı battaniyeyi “ihtiyacı olan başka biri kullanır” diyerek Kızılay’a iade eden, Ahmet Yankın şahsında bütün onurlu emekçilere” verildi.

Mahmud ile Yezida…

January 24, 2015

Charlie Hebdo: Fransa’da 20 yıl sonra yeniden radikal İslam tartışması

January 15, 2015

140926141024_musulmanes_francia_640x360_reuters_nocredit

Çağıl Kasapoğlu

BBC Türkçe, Paris

Paris’teki Charlie Hebdo ve Yahudi marketine düzenlenen saldırıların ardından yeniden gündeme gelen entegrasyon (uyum), eski sömürgeci politikalar ve radikal İslam tehdidi tartışmaları aslında yirmi yıl öncesine dayanıyor.

Orta Doğu’da son dönemde gücünü artıran Cihatçı örgütlerle bağlantıları bulunduğu belirtilen Kouachi kardeşler ve Amedy Coulibaly yerine 20 yıl önce, 1995’de, Khaled Kelkal konuşuluyordu.

Fransa’nın eski sömürgesi Cezayir’de 1991-2002 yıllarındaki iç savaş 1995 yılında Fransa’yı da etkilemiş, ülkede bir dizi silahlı, bombalı saldırı gerçekleştirilmişti.

Saldırıların arkasında da, Cezayir’de İslam Devleti kurma amacı güden ‘Groupe islamique armé’ (Cezayir İslami Ordusu – GIA) vardı.

15 Temmuz 1995’deki silahlı çatışmada tetiği çeken de Lyon banliyölerinde yaşayan GIA üyesi Khaled Kelkal olmuştu.

Fransa o dönem de ülke değerlerinden bağımsız yetişen ‘kayıp gençlerini’ konuşuyor, radikal İslam tehdidinin büyümemesi için ne gibi önlemler alınacağını tartışıyordu.

Kimi gözlemciye göre Fransa’da var olduğu söylenen ‘ırkçılığın İslamofobi olarak’ yeniden güç kazanması aslında 20 yıl önceki bu tartışmalara dayanıyor.

Helsinki Yurttaşlar Meclisi Eş Başkanı Fransız yazar Bernard Dreano, 1990’lı yıllardaki saldırılardan sonra ‘gelişen İslamofobi’nin yalnızca etnik temelli olmadığını’ söylüyor.

“Arap oldukları için değil, Müslümanlar tehlikeli görünmeye başladığı için ırkçı söylemler gelişti. Müslümanlar ve şiddet arasında bağ kuruldu” diyen Dreano, Fransız toplumu içindeki İslamofobi anlayışını şöyle özetliyor: “Laiklik değerleri üzerinde gelişen bir gerçek İslamofobi var, bir de korku olarak ortaya çıkan İslamofobi algısı var.”

Fransa’da ‘korku olarak ortaya çıkan İslamofobi’ aslında ülke genelindeki Müslümanların da geleceğe dair endişe duymalarının en büyük sebebi.

Her ne kadar laik Fransız sistemi içinde Müslüman kimliklerini öne çıkarmadan yaşayan çok sayıda Fransız olsa da, bu İslamofobi algısına sığınıp Müslümanları ‘damgalama’ eğilimine yönelecek bir kesim Fransız olduğunu da söylemek yanlış olmaz.

Read more…

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.