Moustaki m’a quitté avec ‘ma solitude’

Georges Moustaki

Georges Moustaki

Çevirmeyeceğim… Bazı duygular galiba yalnızca ait oldukları dillerde anlamlı oluyor…

“Özgürlük”… “Yalnızlık” gibi… ve bu kelimeler benim hayatıma Fransızca girdi… Yalnızlığımı, özgürlüğümü bana Georges Moustaki anlattı… Üstelik daha 13’ümde değildim… Bencilce… Moustaki, kendisinin de üzerine giydirilen bir dille, Fransızcayla hatırlattı bana henüz benim öngöremediğim hayatın bana getireceklerini…

“Yalnızlık” meğer ne kadar bencilmiş… Yine Moustaki söyledi bunu bana… “Ma solitude” dedi… Bana “benim yalnızlığımı” sıraladı…

Bencil, kendi beğenmiş “yalnızlık”… Bizimle yatağa girmek, bizimle arkadaş olmak isteyen küstah biri…

Üstelik… Gölge gibi de sadık… Dünyanın dört bir yanında takip ediyor…

“No, je ne suis jamais seule avec ma solitude…” Böyle de bir şey işte… (kelime kelime çevirsem anlamını yitirecek diye ürkütür bu söz beni… Google translate bu hadsizliği çok iyi yapıyor…)

Şanson şanson…

Frankofonların kaderidir “Şanson”larla başlayan hayatlar… keşifler…

On bir yaşında adım attığın okullarda başlar bu “şanson”lar… Benim okulumda, İzmir Saint Joseph’te… Ping pong topları, voleybol topları arasında duyulurdu bu ‘şansonlar’… Yıllar sonra, Moustaki öldüğünde fark edecekmişim onun da iyi bir masa tenisi oyuncusu olduğunu… Acaba bu sözleri Moustaki de, o zarif top masada ‘pıt’ diye ses çıkarırken mi aklından geçiriyordu?

O kadar kibar, o kadar kırılgan Moustaki’nin şarkıları… Ping pong topu gibi kibar, nazik… Dokunsan kırılacak…

Beyaz saçı sakalının arasına gizlenmiş ufacık dudaklarıyla, bir hikaye anlatır gibi paylaşır şarkılarını Moustaki…

Erkekliğini, kadın zerafetiyle harmanlar…

Moustaki’nin hayatını anlatmak isterdim burada…

Ya da Moustaki’nin dokunduğu hayatları… Edith Piaf’ı… George Brassens’i… Jaqcues Brel’i… Barbara’yı… Serge Reggiani’yi… Hatta Mısır’ı… Yunanistan’ı… Yunan adalarını…

Ama yok… Ben “mon” Moustaki’yi anlatacağım…

Liberté…

“Özgürlük”…. “Yalnızlık” kadar bencil… bir o kadar küstah… bir o kadar egemen… bir o kadar güçlü birini daha tanıdım Moustaki ile… Gerçi sonunda ihanet ettiği biri… “La liberté”… “Özgürlük”ü…

“Yalnızlık”ı sevdiren, güldüren… kaçmaya saklanmaya çalıştığımızda bizim yaralarımızı iyileştiren…

Ama bir Aralık gecesi terk edilen “özgürlük”… Hapsolmuş bir aşk yüzünden ihanete uğrayıp terk edilen “özgürlük”…

Moustaki, “özgürlük”ün karşısına “aşk”ı koyuyor…

İşte öyle de bağlandım bu şarkıya…

La Métèque … Il est trop tard… Il’y avait un jardin… Edith ve Milord… Serge Reggiani ve birçokları…

Kelimeleri hayatıma ilmek ilmek işleyendir Moustaki…

Yalnızca Saint Joseph değildir beni Moustaki’nin dünyasına sokan…

‘Yıllar önce Beyoğlu sokaklarında bıraktığı’ Fransızcasını hatırlamak için, İzmir yarım adasında her biri yazlıklara çıkan o virajlı yollarda Moustaki’yi bizim yolculuğumuza dahil eden babamdır aynı zamanda…

Moustaki ölümsüzdür…

 

2 Comments

Filed under Uncategorized

2 responses to “Moustaki m’a quitté avec ‘ma solitude’

  1. yazınızı zevkle okudum, moustaki bende de aynı duyguları uyandırır. öldüğünü de sizden öğrendim ve üzüldüm😦 neyse ki yaşarken istanbul konserine gidebilmiştim. le meteque albümünü çok severim. fransızca dışında bir dilde hayal edemiyorum onun şarkılarını hakikaten, dili oya gibi işleyenlerden biriydi. saint benoit 2001 mezunuyum ben de🙂 elinize sağlık tekrar…

  2. Cagil M. Kasapoglu

    Ne güzel ifade etmişsiniz… Gerçekten “dili oya gibi işleyenlerden biriydi”… Yorumunuz için teşekkür ederim…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s