Uludere: Her karanfile 3 bin lira ceza

25 Haziran 2013 – BBC Türkçe

Çağıl Kasapoğlu – Şırnak, Uludere 

L1010533

Yılın en uzun günü, Uludere’de daha bir ağır, daha bir yavaş geçiyor. Şırnak’tan Uludere ilçesinin Ortasu, Kürtçe ismiyle Roboski ve Gülyazı köylerine uzanan virajlarsa, daha bir keskin görünüyor bu bitmeyen günde.

Bir yanda Cudi Dağı’nın tepeden bakan mesafeli kibri, bir yanda da selamsız geçirmeyen çobanlar… Şırnak’tan bana eşlik eden Barış’ın teybe taktığı Ahmet Kaya şarkıları ve zaman zaman dönüp tekrar dinlediği Yılmaz Güney’in film müzikleriyle varıyoruz Uludere’ye…

Yol boyu, kendileri için ‘direnmenin ve yenilmenin’ ne olduğunu anlatıyor 27 yaşındaki Barış… “Buraya baraj yapmayın dedik, yaptılar… Buraya karakol yapılmasın dedik, yaptılar… Buralara korucuları yerleştirmeyin dedik, yerleştirdiler…” Şırnak bölgesi direnmekten vazgeçmiyor ama… Şimdi de “Buraya termik santral yapmayın” diyorlar. ”Hala direniyoruz” diyor.

Uludere (Roboski) de 18 aydır bekliyor. Bekledikleri, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 28 Aralık 2011’de düzenlediği ve 34 kişinin yaşamını yitirdiği operasyonun sorumlularının cezalandırılması.

‘Pasaport kanununu ihlal’

Onlar beklerken, yasal süreç ise kendi ifadeleriyle “aleyhlerine” işliyor. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Uludere soruşturmasına ‘görevsizlik’ kararı vererek dosyayı Genelkurmay Askeri Savcılığı’na sevk etti. Hemen ardından da ‘Roboski aileleri’ saldırının 500’üncü gününde olay yerine yaptıkları anma ziyareti sonrası “Pasaport kanunu ihlal” gerekçesiyle kişi başı 3 bin TL idari para cezasına çarptırıldı.


Saldırıda oğlunu kaybeden Zeki Tosun, ailelerin 500. anma gününde olay yerine gidip, yakınlarının arkalarında bıraktığı eşyaları toplamak ve karanfil bırakmak istediklerini söylüyor…

“34 karanfil bırakmaya gittik. Ama her bir karanfile 3 bin TL para cezası kestiler…”

Zeki Tosun, Roboski ve Gülyazı köylerini çevreleyen dağları, o dağlarda konuşlanan askeri birimleri gösteriyor, “Kafes gibi burası, her attığımız adım takip ediliyor. Biz zaten gözaltındayız” diyor.

Aralarında 12-13 yaşında çocukların da bulunduğu yaklaşık 150 kişiden bazılarına idari para cezası kesildi bazılarına ise ifadeye çağrıldıkları tebliğ edildi. Fakat ifade vermeyi reddediyorlar. “34 kişinin failleri belli olduğunda ifademizi veririz” diyor Zeki Tosun.

Sadık Alma’nın ailesi, saldırıda kaybettikleri 25 yaşındaki Nadir Alma’yı anmaya 4’ü çocuk 6 kişi gitmiş. Her birine kesilen 3 bin TL’lik ceza ile birlikte Sadık Alma’nın yükü 18 bin TL. Bu yükün altından kalkmasının imkansız olduğunu söylüyor:

“Daha geçen ay 100 TL’lik mutfak parasını çıkaramadım. Bu parayı ödeyecek güçte değilim. Devlet daha bizden ne istiyor anlamadım. Hepimizi ya sonunda hapse atacaklar ya da göçe zorlayacaklar. Ama gitmeyeceğiz.”

Aileler adına konuşan Zeki Tosun, 24 yıl koruculuk yapmış. Şimdi ise, PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan’a inançlarının tam olduğunu, devlete ise güvenlerinin azaldığını söylüyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 34 ailenin her birine 123 bin TL tazminat ödeneceğini açıklamıştı. Fakat Zeki Tosun “Bizi 3-5 kuruşa muhtaç etmek, susturmak istiyorlar” diyor.

Zeki Tosun’un anlattıklarına göre, “Biz Roboski ailesiyiz” diyerek Kaymakam ve Valilik’ten yardım talep edenler, yeni koruculuk görevlerine başvuranlar oluyormuş. “Bizim adımızı kötülemek istiyorlar. O yüzden böyle yapıyorlar. Biz hiçbir şekilde böyle taleplerde bulunmuyoruz.”

Düğünlerin yerini cenazeler aldı

Evlerinin dışına attığımız iki üç plastik sandalyede başlayan muhabbet evin içinde kurulan sofranın etrafında devam ediyor.

“Yemek yer misin, yemez misin” sorusu yerine, “Hadi şimdi sofraya buyurun” deniyor buralarda.

Geniş bir sini tepsinin üzerine yerleştirilen küçük tabaklarda, tavuk parçaları, taze bir çoban salata, ev yoğurdu ve otlu peynirlerin arasında bölgeye özel bir tat da var, buğday ve yeşil mercimekten yapılan “Donkut.”

Sofranın etrafına yerleştikçe, bize eşlik edip hikayelerini anlatmak isteyenlerin de sayısı artıyor.

O sırada, dümdüz beyaz bir kağıt üzerine her birinin isminin yazıldığı kağıtlar dolaşmaya başlıyor elden ele…

“Davet var herhalde diye” yokluyorum… “Evet ya, bir düğün… Ama biz o olaydan sonra düğün müğün yapmaz olduk. Damat sessizce alıyor gelini, biz de sessizce takısını takıyoruz.”

Uludere’deki düğünlerin şanı tüm bölgede bilinirmiş… Altınlar, müzikler, sofralar, sohbet muhabbet… Bir buçuk sene öncesine kadar, her bir düğüne en az 5 bin kişi gelirmiş çevreden.

Simdi ise, bir zamanlar düğünlerle anılan Uludere’ye cenazeleri konuşmaya geliyoruz…

‘Onurlu bir özür istiyoruz”

Semire Encü, 22 yaşındaki oğlu Selam Encü’yü kaybetmiş… Olaydan çok kısa bir süre önce, Kaymakamlık binasının kapısını çalan üniversite öğrenci Selam Encü, KPSS sınavına hazırlanmak için kitap talebinde bulunmuş.

Mezuniyetine bir ay kala Kaymakamlık’tan “Gençsin git çalış” cevabını alınca, Uludere’de kendi deyimleriyle “sınır ticareti, devletin deyimiyle kaçakçılık” yapmak için ilk işine 28 Aralık 2011 gecesi çıkmış…

Aradan geçen 500 günün sonunda Semire, oğlunun ardında bıraktığı ayakkabıları toplamak için gittiği ve henüz gittiği için para cezasına çarptırılacağını bilmediği olay yerinde, bir de düşen bombaların parçalarını toplamış.

“Saddam attığı mermileri toplatırdı… Şimdi de burada da bize atılan bombaların ücretini ödetmek istiyorlar” diye sitem ediyor Semire…

Kardeşini kaybeden Veli Encü de 500’üncü anma günü nedeniyle para cezası kesilenlerden. Ama iddiasına göre, o güne özel bir barikat da kurulmuş bölgeye. “Anmaları engellemek için yaptılar herhalde. Orada bir barikat vardı sınırı belirlemek için, şimdi gidin göremezsiniz” diyor.

‘Köşeye sıkıştırılmak istendiklerini, göz dağı verildiğini’ ifade eden Veli Encü’ye göre, “amaç Roboski aileleri arasındaki birliği bozmak…”

‘Roboskili aileler’ geçen bunca zaman sonra ve yargı sürecinin askeri mahkemelere devredilmesinden sonra faillerin yakalanmasının çok güç olduğu konusunda hem fikir. Peki hükümetten, devletten talepleri ne?

Semire Encü, “18 ay boyunca devlet acımızı dindirecek hiçbir şey yapmadı. Gözümüz her gün televizyonda, bir gelişme olacak mı diye bekliyoruz. Roboski’yi kim yaptıysa, suçluların bulunmasını istiyoruz ve barış gelsin, anneler ağlamasın istiyoruz” diyor.

Veli Encü ise, “Onurlu bir özür bekliyoruz hükümetten” diyor… “Eğer barış sürecini korumak istiyorlarsa hükümet sorumluları cezalandırmalı.”

Mezarlığı da ziyaret edince, bu en uzun gün daha bir ağırlaşıyor… Gözler daha bir yere devriliyor…

“İşte, 34 gencin çocuğun hayallerini toprak altına gömdüler burada” diyor Zeki Tosun…

Tepeye kurulan mezarlığa plastik su şişeleriyle yürüyerek su taşınıyor. Halk kendi ceplerinden toplamaya çalıştığı paralarla buraya bir çeşme inşa etmek istiyormuş. Ama şimdilik, yüklendikleri kocaman bidonlarla çıkıyorlar.

Dönüş yolu da daha uzun, virajlar yine daha keskin… Ahmet Kaya’nın sesi de daha bir güçlü… Semire’nin göz yaşlarını, babaların acılarını konuşuyoruz Barış’la. Sonra yine susuyoruz…

Ahmet Kaya bu sefer daha bir güçlü duyuluyor bu bitmek bilmeyen günde… Üstelik yanında Attila İlhan…

“Paldır küldür yıkılır bulutlar/Gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet/O eski, o eski heyecan ölür/An gelir biter muhabbet/Şarkılar susar heves kalmaz/Şataraban ölür…”

Leave a comment

Filed under Turkey

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s