Şah Fırat ve Eğit-Donat

150222133709_turkey_army_turkish_flag_624x351_getty

Çağıl Kasapoğlu

BBC Türkçe

Haberin BBC Türkçe’de sayfası için tıklayın.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK), Suriye’ye girerek Süleyman Şah Türbesi’ni Kobani’nin batısındaki Eşme köyüne taşıması, Türklerin bölgedeki Kürt güçlerin desteğini ne ölçüde aldığı tartışmasını da doğurdu.

Türkiye, Rojava bölgesinde savaşan Kürt grupları uzun süredir tehdit olarak görüyor ve muhatap almayacağını vurguluyordu.

Şah Fırat operasyonu olarak adlandırılan bu harekâtta ise Kürt yetkililer Ankara’nın izin ve güvenlik taleplerine olumlu yanıt verdiklerini söylerken, Türkiye yardım ve izin alınmadığını savunuyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan operasyonla ilgili bugünkü açıklamasında, “Türkiye bu operasyonu hiç bir örgütle işbirliği içinde veya onların izni ile yapmamıştır. Bizim örgütle işbirliği yapmamıza ihtiyaç yoktur. Bu operasyon başından sonuna kadar Türkiye’nin kendi kararı, kendi kabiliyeti ve imkanları ile yürütülmüştür” dedi.

Diğer yandan, bu harekat Suriyeli muhalifler için ‘Eğit-Donat’ mutabakatına ABD ile ortak imza atılmasından birkaç gün sonrasına denk geliyor.

Bu iki gelişme yan yana getirildiğinde, Türkiye’nin Suriye politikası açısından ne anlama geliyor?

Türkiye gelecekte Kürt birlikler ile ortak hareket eder mi? Harekatın, Eğit-Donat anlaşması ile bir ilgisi var mı? Türkiye’nin Suriye’deki yeniden konumlandırılan topraklarının jeostratejik önemi nedir?

PYD: Türkiye yardım talep etti, biz de yardım ettik

TSK birlikleri hafta sonundaki operasyonda Kobani üzerinden Suriye’ye girip Karakozak Köprüsü’ne, oradan da Süleyman Şah Türbesi’ne ulaştı.

Türk yetkililer bu esnada Kürt güçlerin desteğini almadıklarının, yalnızca bilgilendirdiklerinin altını çiziyor.

BBC Türkçe’ye konuşan PYD’nin İngiltere temsilcisi Ahmed Shemo ise, Türkiye hükümetinin resmi kanallar aracılığıyla PYD’ye başvurduğunu, PYD’nin de talepleri YPG’ye ilettiğini söylüyor:

“Türkiye bizden kendilerini korumamızı ve Kobani üzerinden doğrudan Karakozak Köprüsü’ne geçişlerini sağlamamızı istedi. Koridor açıldı.”

Shemo bunun yalnızca bir ‘iyi niyet göstergesi’ olduğunu söylüyor. Türkiye hükümeti ile işbirliği anlamına gelmediğine ve karşılığında kendilerinin Ankara’dan herhangi bir talepleri olmadığına dikkat çekiyor.

“Türkiye iyilik talep etti, biz de bu talebi yerine getirdik. Türkiye ve Türklerle bir sorunumuz yok. Hayır diyebilirdik, başka yerden geçin diyebilirdik. Ama Suriye krizi yeterince karışık, daha karışık hale getirmek istemedik. İyi komşuluk ilişkileri istiyoruz.”

Shemo, Türkiye’nin PYD’yi ‘terörist’ olarak nitelendirmesi için de şu yorumu yaptı:

“Türkiye’nin Suriye politikasıyla aynı fikirde olmadığımız için bize terörist dediler. Ama bizim Şam rejimine karşı farklı, kendimize ait bir strateji var. Türkiye ise, ABD’nin ‘Biz onları terörist olarak görmüyoruz’ sözleriyle cevabını aldı.”

Başbakan Ahmet Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ise ard arda yaptıkları açıklamalarda Kürt güçlerle ortak hareket edildiği iddialarını reddetti.

Fakat, Suriye’ye geçiş noktalarına bakıldığında da Kobani’den daha güvenli bir yol olmadığı anlaşılıyor. Dolayısıyla, uzmanlara göre de hava operasyonu düzenlenmediği sürece, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kürtlerin kontrolündeki bölgeden geçişi kaçınılmazdı.

Fiili tampon bölge

Süleyman Şah Türbesi’nin tahliye edilmesinden yalnızca birkaç gün önce ABD ve Türkiye’nin ortaklaşa imza attığı ve ‘ılımlı Suriyeli muhaliflerin’ eğitilmesini öngören ‘Eğit-Donat’ mutabakatı da Türkiye’nin bölgedeki uzun vadeli planları açısından bir işaret veriyor.

ORSAM Suriye uzmanı Oytun Orhan, ‘kısa vadede olmasa da, uzun vadede fiili bir tampon bölge veya güvenli bölge oluşumunun Türkiye’de karar alıcıların gündeminde olabileceği’ görüşünde.

Kobani’nin batısı Cerablus, IŞİD’in kontrolünde. Eşme Köyü’ne nakledilen Süleyman Şah Türbesi de Kobani’nin batısında.

Orhan, türbenin yeni konumuyla stratejik önemini, eğit-donat projesiyle bağlayarak şöyle ifade ediyor:

“Türkiye’nin eğiteceği gruplar arasında daha çok Türkmenler yer alıyor. Eşme’den Kobani’ye doğru ilerlediğinizde bu bölgeler Araplarla birlikte Türkmenlerin yaşadığı bölgeler.”

“Türkmenler eğer bu eğit-donat projesiyle 1-2 yıl içinde gerçek anlamda bir askeri güç oluşturup Türkiye’nin de sınırından vereceği destekle, IŞİD’in kontrolündeki o Türkmen bölgelerinde eğer kontrolü sağlayabilirse, bu da Türkiye’nin yasal olmasa da, fiili anlamda tampon bölge, güvenli bölge oluşturması anlamına gelir.”

“Eşme, Kürt kontrolünün sona erdiği nokta. O noktadan itibaren, batıya doğru, oradan bir sınır hattı çizilerek, Türkmen unsurlar oralarda etkin kılınmaya çabalanabilir.”

Oytun Orhan, böyle bir bölgenin oluşumunun da, “Türkiye’nin kendisine dost, müttefik unsurlar tarafından sınırının kontrol edilmesi’ anlamına geleceğini ifade ediyor.

Bu analize göre, IŞİD’in kontrolündeki Cerablus’un uzun vadede ‘eğitilip donatılacak ılımlı Suriyeli muhaliflerin’ eline geçmesi öngörülüyor. Fakat bir yandan da YPG güçlerinin batıda Cerablus’u kuşatan IŞİD’le mücadelesi devam ediyor.

‘Ilımlı muhalifler’ kim?

‘Ilımlı Suriyeli muhaliflerin’ tanımı ve eğitimi de kimilerine göre tartışmaya açık.

PYD İngiltere temsilcisi Ahmed Shemo, bu mutabakatı ‘mantıksız ve itimat edilmez bir seçenek’ olarak niteliyor.

Shemo, “Hepimiz biliyoruz ki, askerli çözümle IŞİD veya Esad rejimini deviremeyecekler. Siyasi bir çözüm gerekiyor, yalnızca Kürt bölgelerinde veya Türkiye sınırında değil. Tüm Türkiye’yi, İran’ı, Katar’ı, Suudi Arabistan’ı kapsayacak siyasi bir çözüm gerekli” diyor.

PYD temsilcisi, eğit-donat projesine kuşkuyla baktıklarını Musul örneğine dikkat çekerek vurgularken, Amerikalıların eğittikleri ve donattıkları Irak askerlerinin IŞİD saldırısıyla bir anda çöktüklerini ve çekildiklerini hatırlatıyor.

Bu mutabakata eleştirel yaklaşan bir diğer isim de Independent gazetesinin deneyimli Orta Doğu muhabiri Patrick Cockburn.

BBC Türkçe’ye konuşan Cockburn, anlaşmadaki muğlak noktalara ve ‘ılımlı muhalif’ tanımının netlik kazanmamış olmasına dikkat çekiyor:

“Türkiye, ılımlı muhalifleri desteklediğini söylüyor ama bu ılımlı muhalifler hangi grupları içeriyor o belli değil. Mesela El Nusra Cephesi gibi cihatçı örgütleri de kapsıyor mu?”

Sovyetler Birliği’ne karşı ‘yeşil kuşak’ oluşturma amacıyla Afganistan’da yetiştirilen mücahit örneğinin Türkiye’de de gerçekleşip gerçekleşmeyeceği sorusuna da Cockburn, “Böyle bir tehdit olabilir” yanıtını veriyor ve devam ediyor:

“Suriye’deki silahlı muhalifler giderek daha çok IŞİD, El Kaide bağlantılı gruplar ve El Nusra Cephesi’nin hakimiyetine giriyor.”

“Türkiye çok başka bir grubu mu eğitecek, yoksa mevcut cihatçı grupları ılımlı muhalif diye mi tanımlayacak? Bunlar daha net değil.”

Aslında Cockburn’e göre Türkiye’nin uzun vadede Suriye stratejisinin de ne olduğu belli değil.

“Türkiye hem Esad’a karşı, hem IŞİD’e karşı, hem PKK’ya karşı ama önceliğinin ne olduğu açık değil. Türkiye’nin dış politikasına dair büyük bir kafa karışıklığı var gibi görünüyor.”

Leave a comment

Filed under Uncategorized

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s