Öz yönetim ilanları ne anlama geliyor?

Çağıl Kasapoğlu

BBC Türkçe

Haberin BBC Türkçe linki için tıklayın.

PKK ve güvenlik güçleri arasındaki çatışmasızlığın sona ermesiyle çözüm sürecinin rafa kaldırıldığı bu dönemin sonuçlarından biri de Doğu ve Güneydoğu ilçelerinden ardı ardına gelen öz yönetim açıklamarı oldu.

KCK’nın 12 Ağustos’ta “Kürdistan halkı için öz yönetimden başka bir seçenek kalmamıştır” mesajını vermesiyle Şırnak’ın, Silopi, Nusaybin, Cizre ilçesinin ardından, Batman, Bitlis ile Hakkâri’nin Yüksekova, Muş’un Varto, Bulanık, Van’ın Erdemit, Ağrı’nın Doğubayazıt, Diyarbakır’ın Sur, Silvan, Lice’nin dahil olduğu birçok ilçede “öz yönetim ilan edildiğine” dair açıklamalar yapıldı.

Hükümet bu açıklamalara sert tepki gösterdi.

Peki Kürt siyasi hareketi öz yönetim açıklamalarıyla neyi hedefliyor? ‘Öz yönetim’ tam olarak ne demek?

DBP Eş Genel Başkanı Emine Ayna, bölgede kurulan ‘halk meclisleri’ tarafından yapılan öz yönetim çağrılarının ne anlama geldiğini şu sözlerle anlatıyor:

“Özerklik ve öz yönetimle kastedilen aynıdır. Bölge halkının kendisiyle ve yaşadığı coğrafyayla ilgili kararları kendisinin vermesidir.

“Federasyon gibi keskin ayrımlarla değil, devletle ortak yönetime katılmak istiyor.””

Bu çağrıların yöntemi ve zamanlamasına dair soru işaretleri de var.

Zira, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde güvenlik güçlerinin müdahalelerine karşı hendek kazma, barikat kurma ve yol kesmelerle beraber bu çağrıların şiddet eylemleriyle meşruiyet kaybettiği görüşü de hâkim.

HDP Mardin milletvekili Mithat Sancar ise Doğu illerinde seçimin ve çatışmasızlığın sona ermesinin ardından Kürt siyasi hareketine ve yerel yönetimlere baskının arttığı ve öz yönetimin de bu baskıyla ilintili olduğu görüşünü dile getiriyor.

HDP milletvekili Sancar: Öz yönetim çağrıları baskılarla ilgili

“Bir bağımsızlık ilanı gibi değerlendirilmemeli” diyen Sancar, bunu şöyle açıklıyor: “Çatışmalar başladıktan sonra yerel yönetimlere yönelik ciddi baskılar var. Her gün belediye eş başkanları gözaltına alınıyor. Araçlarına el konuluyor. Bir tür sivil itaatsizlik eylemi olarak öz yönetim çağrısı yapıyor.”

Sancar’a göre, “Öz yönetim çağrıları, belediyeleri çalıştırmayan, yöredeki insanlara güvenlik kuvvetleri dışında kamu hizmeti götürmeyen, sadece güvenlik güçleriyle var olan devlete ve politikalara karşı bir tür sivil tepki.”

 

Sivil itaatsizliğin iki boyutu olduğunu ifade eden Sancar, bunları şöyle sıralıyor:

“Biri, öz yönetim talebinin daha çok gündeme taşınmasını sağlamak, ikincisi baskılara karşı ses yükseltmek. Bu iki boyut çerçevesinde değerlendirildiğinde aslında durumun demokratik siyaset ve çerçeveyi hiçbir şekilde aşmadığını görebiliriz. Asıl kötü olan, bunun şiddetli bir şekilde kriminalize edilmesi. Yerel yönetimleri iyice işlevsizleştirmeye yönelik baskı politikalarının bir mazeret olarak kullanılmasıdır.”

AKP eski milletvekili Kurt: Bu çağrılar öz yönetim değil, bağımsızlık ilanı

AKP eski Diyarbakır milletvekili Abdurrahman Kurt “öz yönetimin bir hak, hatta insan hakkı olduğunu” savunuyor fakat çağrıların ardından bölgede şiddetin artmasıyla bu hak arayışının da ‘kriminalleştiğini’ ifade ediyor.

Kurt, “Bir bölgeden çok yüksek oranda oy almış olmak demek, böyle gayri demokratik bir yöntemi, halkı şiddetin içine çekecek şekilde, o bölgeyi bir savaş alanı haline getirecek şekilde kullanma hakkı vermez. İnsanlar konuşmuyorsa, baskıdan konuşmuyor” diyor.

Bu çağrıların ‘öz yönetim değil, bağımsızlık ilanı olduğunu’ savunan AKP’li Kurt’a göre “Bu son çağrıların, çatışma zemininin, kriminal yaklaşımların tamamı Kürtlere zarar veriyor.”

Öz yönetim ilanlarına silahların ve çatışmanın eşlik etmesi HDP’nin üst yönetimini de rahatsız etmiş görünüyor.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da “Bazı yerlerde göstericilerin eline silah alarak ‘özerklik ilan ettik’ demesini doğru bulmuyorum. Bu bir sivil inisiyatiftir” yorumunu yapmıştı.

“Silahla özerklik diye bir yaklaşım yok zaten” diyen Emine Ayna, “Silahla özerklik gibi bir yaklaşım olsaydı, bu kadar çok masaya davet olur muydu?” diye konuşuyor.

‘Öz yönetimin’ yalnızca doğu illeri değil, Türkiye geneli için yapılan bir çağrı olduğunu ifade eden Ayna, ‘öz yönetim çağrılarının’, HDP’nin ‘Türkiyelileşme’ tavrına da ters düşmediği görüşünde:

“Kesinlikle Türkiyelileşme ile ters düşmüyor. Ayrışma talebi yok burada, bölgenin sınırlarının çizilip ayrılması talebi yok. Kendimizle ilgili kararları kendimiz verelim. Bunu söylerken de devletten bağımsız verelim denmiyor. Yönetime ortak olunmak isteniyor.”

“Halk bunu HDP aracılığıyla yapmak istedi ama devlet bu aracılığı kabul etmiyor. ‘HDP ile olmaz, DBP ile olmaz, Türkiyelileşme ile olmaz’ diyor devlet, peki neyle olur? Halk devlete ‘ben seni tanımıyorum’ demiyor, devlet halka ‘ben senin iradeni tanımıyorum’ diyor. ‘İlla beni seçeceksin’ deniyor, tekrar seçime gidiliyor. Ama halk iradesini HDP ile ortaya koydu. Onu kabul etmiyorsan o zaman ‘ben de burada kendi irademi açığa çıkartırım’ diyorlar.”

2011’de de gündeme gelmişti

Öz yönetim, özerklik tartışmaları ilk defa gündeme gelmiyor.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Genel Başkanı Aysel Tuğluk, 14 Temmuz 2011’de “Ortak vatan anlayışı temelinde Kürt halkı olarak demokratik özerkliğimizi ilan ediyoruz” açıklaması yapmıştı.

Aynı tarihte, Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde PKK ve güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 13 asker hayatını kaybetti. Çatışmalar da, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın ilan ettiği ateşkes süresinin bitiminden, 15 Temmuz’dan bir gün önce yaşandı.

Öz yönetim, özerklik çağrılarının o dönem halkta ne kadar karşılık bulduğuna dair soru işaretleri doğmuştu.

DBP Eş Genel Başkanı Emine Ayna, o dönemde yapılan çağrılarla, şimdi yapılanlar arasında bir fark olmadığını ifade ediyor.

Silvan saldırısının ise ‘süreci sabote eden bir provokasyon’ olduğu görüşünde:

“O da sivil bir çağrıydı, bu da sivil bir çağrı. Fakat aynı gün Silvan’da bir provokasyon gerçekleştirdiler. Yine ateşkes süreciydi ama askeri operasyonla gerillaların olduğu bölgeye asker gönderdiler, operasyon yaptılar ve asker ölümleri açıkladılar. Bunun üzerinden süreci yine sabote ettiler.”

“Silvan provokasyonu olmasaydı, (özerklik) çok farklı tartışılıyor olabilirdi. Şu görülsün artık, Kürtler ulusal, siyasal kimlikleriyle yönetime ortak olmak istiyorlar.”

Vahap Coşkun: Çağrılar birçok açıdan sıkıntı oluşturuyor

Kürt politikaları uzmanı Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doçent Doktor Vahap Coşkun ise 2011’deki ilana atıfta bulunup “çatışma ortamında özerklik ilanının pratik bir anlamda herhangi bir sonuç, fayda üretmeyeceğini bu dört yıl içerisinde gördük” diyor.

Coşkun aksine bu çağrıların Kürt siyasi hareketine zarar verdiği görüşünde:

“Bu birçok açıdan sıkıntılar oluşturuyor. Birincisi, HDP ve DBP yöneticileri özerklik ilanının gerçekleşmesi sürecinde yer aldıkları için her iki parti de kriminalize ediliyor. İkincisi, bu ilanlar, halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getiriyor. Üçüncüsü bu ilanların pratik anlamda herhangi bir faydası veya herhangi bir sonuç üretmesi söz konusu değildir.”

Vahap Coşkun, çağrıların da kısıtlı bir grup içinde kaldığını ve kitlesel bir katılıma dönüşmediğini ifade ediyor.

Coşkun’a göre bazı DBP’li yöneticilerin öz yönetim ilanlarından sonra başlatılan soruşturmada ‘okudukları metnin içeriğinden haberdar olmadıklarını’ söylemeleri de “bu çağrıların hazırlıksız yapıldığına işaret ediyor.”

Coşkun, seçimlere gidilirken öz yönetim ilanlarının artmayacağı görüşünde ancak, “Bunlar çözüm süreciyle yakından bağlantılı. Çatışma süreci daha derinleşirse, bir meydan okuma olarak bu planların artması söz konusu olabilir, yine de pratikte bunun bir anlamı olacağı kanaatinde değilim” diyor.

Leave a comment

Filed under Uncategorized

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s